Fince Türkçeye Benziyor Mu?
Herkesin bir dilde kaybolduğu, seslerin ve kelimelerin bir şekilde ruhuna dokunduğu bir an vardır. Kayseri’nin sessiz sokaklarında yürürken birden Fince’yi duyduğumda, işte o anlardan birini yaşamıştım. Düşüncelerim, kalbimdeki heyecan, hayatın ta kendisi gibi aniden yanı başımda belirmişti.
Fince, Türkçeye benziyor mu? İşte o soruyu birkaç yıl önce bir gece düşündüm. Başımı yastığa koymuş, rüyalarımda farklı dillerin melodisini hayal ediyordum. O gece uyumadım, rüyaların gölgesinde, Türkçe’nin özgün yapısından Fince’nin ihtişamına doğru bir yolculuğa çıktım. O kadar heyecanlıydım ki, elimdeki günlükleri karıştırmaya başladım. Fince’nin Türkçeyle bir ilişki içinde olduğunu düşündüm, ama bunu nereden biliyordum? Sadece kulağımda bir melodi vardı; belki de bir içsel duygu, bir bağlantıydı. Bunu öğrenmek, anlamak istiyordum.
Kayseri’de Bir Akşam: Duygular Arasında
Kayseri’de bir akşam, akşamın sararmış güneşiyle beraber düşüncelerim de sararıyordu. Kendimi çok yalnız hissediyordum, belki de hayatımda en yalnız hissettiğim anlardan biriydi. Çekmecemdeki eski defteri açtım ve eski yazılarımı okumaya başladım. Çoğu zaman, yalnız olduğumda kendimi en iyi günlüklerimle buluyorum. O gece, eski defterimde bir cümle gözüme çarptı:
“Bir kelimenin içindeki sesler, bazen başka bir dünyaya aitmiş gibi gelir.”
Ve o an bir şey fark ettim: Fince ile Türkçe, farklı kültürler olsa da, kelimelerin sesleri arasında bir benzerlik vardı. Her iki dilde de kelimeler bazen birbirlerine o kadar yakın hissediliyordu ki, insanın kulağında bir melodik benzerlik oluşuyordu. O gün, defterimi kapattım ve bir süre sadece susarak düşündüm. Belki de kelimelerin seslerine takılmak, bana bir şeyler anlatıyordu.
Fince’nin Tınısı
Fince’nin sesini ilk kez bir arkadaşımın dilinde duymuştum. Onun sesi, Kayseri’nin alışkın olduğum tüm seslerinden çok farklıydı. Ne de olsa, büyüdüğüm yerin sesleri bana her zaman tanıdık geliyordu. Kayseri’nin caddelerindeki ayak sesleri, pazarda alışveriş yapan insanların muhabbeti, sokak aralarındaki yabancı ama tanıdık gülüşler… Ama Fince, o kadar farklıydı ki. Sanki bir başka dünyadan geliyordu.
Bir gün, Fince’nin bir kelimesini öğrendim ve Türkçe’ye ne kadar benzediğini fark ettim. Mesela, “kiitos” (teşekkür ederim) kelimesinin bir benzerini duymuştum: “teşekkürler”. Dilin sesleri, ama tınıları, bazen o kadar benziyor ki… Çalışmalarımda Türkçe’nin ve Fince’nin kökenlerinin benzer olduğunu araştırmaya başladım. Her iki dilin de, Avrupa’nın farklı köylerinden türediğini öğrenmek, beni daha da heyecanlandırmıştı.
O zaman fark ettim: Bu diller, duygularımı farklı ama aynı şekilde dile getirebiliyor. Fince’nin tınısındaki melodiyi duyar duymaz, Türkçede hissettiğim o eski, içsel huzuru tekrar yaşamaya başladım. Aynı duyguyu, yalnızken bulduğum o sıcak kalp kırıklığının içindeki huzuru hissettim.
Bir Kelime, Bir Duygu
Bazen bir kelimenin sadece sesine odaklanmak, bir dilin içindeki tüm karmaşayı çözmek gibi geliyor. Türkçe’de ve Fince’de bu benzerlik, hissettiğim duygularla birleşince, anlam kazandı. Fince bir kelime söylediğinde, bazen Türkçedeki o duygu da aynı şekilde içimde yankı buluyordu. Mesela, “rakkaus” (aşk) kelimesi, Türkçe’nin “aşk” kelimesine çok yakındı. Söylediğimde, hem Türkçenin hem de Fince’nin birer parçası gibi hissettim kendimi. Bir kelime, iki dil, ama aynı duygu…
O gece, başımı yastığa koyarken, artık bir sorum vardı: Fince gerçekten Türkçeye benziyor muydu? Yanıtı bilmiyordum. Ama kalbimde bir şeyler vardı, o melodiyi hissettim. Fince’nin ve Türkçe’nin benzer sesleri arasında kaybolan duyguları bulmam gerekiyordu. Ben de bir yabancı gibi değil, dilin, sesin, kelimenin içindeki kimliğimi arıyordum.
Kayseri’de Bir Gülüş
Ertesi gün, Kayseri’nin pazarında, başımı kaldırdım. Karşımdaki satıcıyla kısa bir sohbet ettim, o sırada kulağımda Fince’nin sesi vardı. Bu dilin ne kadar ince olduğunu düşündüm. Fince’de bir kelime daha vardı: “kiitos”. Bu kelimeyi duyduğumda, Türkçedeki “teşekkür ederim” kelimesini hatırladım. İkisinin arasında bir benzerlik vardı. İçimden, “Acaba bu iki dil arasında bir bağ var mı?” diye sordum. Ama sonra fark ettim ki, belki de sorulacak en önemli şey, aradığım bağın ben ve bu dillerin içinde nasıl yankılandığıydı.
Her iki dilin de seslerinde bir gizem vardı. Fince ve Türkçe arasındaki bu benzerlikleri ancak hissedebiliyordum. Dilin derinliklerinde kaybolan anlamları keşfetmek, içimde bir huzur bırakıyordu. Belki de bu dillerin arkasındaki derin duyguyu sadece hissederek anlayabiliyordum. Ve belki de önemli olan, dilin her iki tarafındaki duyguları, her kelimenin ardındaki ince melodiyi gerçekten dinlemekti.
Bir Yolculuk
Şu an bu yazıyı yazarken, Kayseri’nin o kasvetli havasında, penceremdeki ışığın yavaşça kararmasını izliyorum. Bir dilin tınısını, anlamını, duygusunu hissetmek, belki de hayatın kendisiyle ilgili en gerçek şeydir. Fince ve Türkçe arasındaki benzerlik, o kadar belirgin değil belki. Ama bir gün, belki de Kayseri’nin o eski sokaklarında, yürürken, yine bir kelimeye takılıp kalacağım. O zaman fark edeceğim ki, dilin her iki tarafında da kaybolan his, aslında benim içimde hep vardı.
Belki de Türkçe ve Fince arasındaki benzerlik, yalnızca kelimelerde değil, duygularda da gizlidir. Kim bilir?