Bugün Semsbt sayfasında “Kafasını ütülemek ne demek” üzerine hazırladığımız içeriği sizlerle buluşturuyoruz.
Kafasını Ütülemek Ne Demek? Kayseri’de Geçen Bir Günün İçinden
Sabahın soğuğunda başlayan iç sesler
Kayseri’nin sabahı hep sert olur. Camın kenarına yaklaşınca yüzüme vuran o keskin soğuk, sanki gece boyunca içimde biriken düşünceleri de dışarı itiyor gibi. 25 yaşındayım ve hâlâ bazı sabahlarda nerede durduğumu tam bilemiyorum. Yatağımın ucunda oturup defterimi açıyorum. Yazmak benim için sadece alışkanlık değil; kafamın içindeki gürültüyü susturma yöntemi.
Bugün defterin ilk sayfasına şunu yazdım: “İnsan bazen kendi içinde bile kayboluyor.” Sonra kalemi bıraktım. Çünkü dışarıdan gelen sesler, içimdeki cümleleri bastırmaya başlamıştı bile.
O an aklıma hep kullandığımız bir söz geldi: “kafasını ütülemek ne demek?”
Bunu çocukluğumdan beri duyarım ama bugün anlamı sanki daha ağırdı. Birinin sürekli konuşarak, baskı yaparak, aynı şeyi defalarca tekrar ederek insanı zihnen yorması… Sanki biri beyninin üstünde ütü gezdiriyormuş gibi.
Ama en kötüsü, bazen bunu yapanın başkası değil, hayatın kendisi olması.
Evde başlayan baskı: Sessiz bir ütü sesi
Annem sabah kahvaltıda yine aynı konuyu açtı. Sanki her gün aynı cümleleri farklı tabaklarda servis ediyor gibi.
“Bak oğlum, artık bir düzen kurman lazım. İş, güç, gelecek…”
Başımı salladım. Ama içimdeki ses çoktan kaçmaya başlamıştı bile.
Bu konuşmalar bana yabancı değil. Hatta çoğu zaman sevgiyle yapıldığını biliyorum. Ama yine de insanın zihnine ağır geliyor. İşte tam da bu yüzden “kafasını ütülemek” lafı bu kadar gerçek. Bir insanın üzerine sevgiyle bile olsa sürekli aynı düşünceler dökülünce, iç dünyası yoruluyor.
Kahvaltıdan sonra odama çekildim. Pencereden dışarı baktım. Sokaktan geçen arabalar, acele eden insanlar… Herkes bir yere yetişiyor ama ben bazen sadece durmak istiyorum.
Defterimi tekrar açtım:
“İnsanlar bazen iyi niyetle bile olsa seni kendine uzaklaştırabiliyor.”
Bu cümleyi yazarken içimde garip bir sıkışma hissettim. Hayal kırıklığı gibi… ama kimseye kızamıyorsun. Çünkü kimse gerçekten kötü değil.
Kafasını ütülemek ne demek? Bir cümlenin yükü
Bu ifadeyi düşündükçe aslında sadece bir deyim olmadığını fark ediyorum. Bir duygu biçimi. Bir ilişkide, bir evde, bir dostlukta bile yaşanabiliyor.
Birinin seni sürekli aynı noktaya çekmesi, aynı konuları açması, seni bir düşünceye mahkûm etmesi… Zihninin içinde durmadan çalışan bir ütü gibi. Ne kırıyor ne de tamamen bırakıyor; sadece yoruyor.
Ben bunu en çok amcamın yanında hissetmiştim geçen yaz. Sürekli “gelecek planı” konuşmak isteyen biri. Her buluşmamızda aynı soru:
“Ne olacak senin iş?”
İlk başta normal geliyordu. Sonra cümleler uzadı, sohbetler daraldı, nefes alanım azaldı. O an anlamıştım: bazı insanlar fark etmeden seni kendine kapatabiliyor.
Ve ben o gün ilk kez bu deyimi gerçekten hissettim: kafam ütüleniyordu.
Arkadaş buluşması: Sessiz bir kaçış
Öğleden sonra Esra ile buluştum. Üniversiteden arkadaşım. Kayseri’de küçük bir kafede oturduk. Dışarıda gri bir gökyüzü vardı.
Esra her zamanki gibi hızlı konuşuyordu. Hayatından, işinden, planlarından bahsediyordu. Ben ise daha çok dinliyordum.
Bir ara bana döndü:
“Sen yine çok sessizsin.”
Gülümsedim. “Biraz kafam dolu.”
O da bunu anlayışla karşıladı ama sonra fark etmeden o konuya girdi:
“Senin ailen yine baskı yapıyor mu? Ne olacak bu iş?”
İçimde bir şey kıpırdadı. Hafif bir sıkışma. Çünkü aynı soru, farklı ağızlardan tekrar ediyordu.
O an düşündüm: İnsanlar bazen seni dinlemek için değil, seni kendi kaygılarına bağlamak için konuşuyor. Ve bu da başka bir tür ütüleme.
Sessiz kaldım. Dışarı baktım. Camda buğulanmış bir şehir vardı. İçimden sadece şunu geçirdim: “Biraz susmak istiyorum.”
İç dünyamda yankılanan sesler
Eve döndüğümde akşam olmuştu. Kayseri’nin akşamı daha da ağır olur. Sokak lambaları yanar ama şehir yine de tam aydınlanmaz.
Odamda tek başıma kaldığımda rahatlarım sanıyordum. Ama bu kez öyle olmadı. Çünkü dışarıdaki sesler içime taşınmıştı.
Telefonum çaldı. Açmadım. Bildirimler geldi. Yine aynı konular.
Hayatımın her yerinde bir “konuşma baskısı” vardı sanki. Ve ben ilk defa bunun sadece dışarıdan gelen bir şey olmadığını fark ettim. Bazen insan kendi kendini de ütülüyordu.
“Yeterince iyi misin?”
“Doğru yolda mısın?”
“Geri mi kalıyorsun?”
Bu soruların sahibi aslında kimdi, bilmiyorum.
Defterimi açtım. Bu kez uzun yazdım:
“Bazen insanın zihni, dış seslerden çok kendi iç sesiyle yorulur.”
Ve o an fark ettim ki, kafasını ütülemek sadece bir başkasının yaptığı şey değil. Bazen insan kendi kafasını da ütüler.
Gece: Sessizliğin içinde netleşen duygular
Gece ilerledikçe Kayseri tamamen sessizleşti. Sokaktan gelen sesler azaldı. Evde sadece buzdolabının hafif uğultusu vardı.
Yatağa uzandım ama uyuyamadım. Çünkü gün boyunca biriken her şey zihnimde dönüp duruyordu.
Hayal kırıklığı hissediyordum. Çünkü anlaşılmak istiyordum ama sürekli açıklamak zorunda kalıyordum. Bu yorucu bir şey.
Ama aynı zamanda küçük bir umut da vardı içimde. Çünkü yazmak bana hâlâ iyi geliyordu. Defterim bir tür sığınak gibiydi.
O an şunu düşündüm:
Belki de “kafasını ütülemek” dediğimiz şey, insanın kendine ait alanının daralmasıdır. Düşüncelerinin sürekli yönlendirilmesi, seslerin hiç susmaması…
Ama sessizlik de bir çözüm değil. Çünkü sessizlikte insan bu kez kendi iç sesine daha çok maruz kalıyor.
Bir farkındalık anı
Sabaha karşı uyku ile uyanıklık arasında bir yerdeydim. Pencereden dışarı baktım. Gökyüzü açılmaya başlamıştı.
İçimde ilk defa net bir düşünce oluştu:
Ben konuşmalardan kaçmak istemiyorum. Sadece dinlenmek istiyorum.
Beni yoran şey insanlar değil, sürekli aynı baskının tekrar etmesi.
O an “kafasını ütülemek ne demek?” sorusunun cevabı zihnimde daha da netleşti: Bir insanın düşünce alanını daraltmak, onu sürekli aynı noktaya sabitlemek, zihnini dinlenemez hale getirmek.
Ama aynı zamanda şunu da fark ettim: İnsan bunu fark ettiğinde, kendi sınırlarını çizebilir.
Son düşünce: Sessizliğin kıymeti
Sabah olduğunda defterimi kapattım. Bu kez içimde daha hafif bir his vardı. Her şey çözülmemişti ama biraz daha anlaşılmıştı.
Dışarı çıktım. Soğuk hava yine yüzüme vurdu ama bu kez rahatsız etmedi.
Belki de bazı şeyler tamamen susarak değil, doğru şekilde konuşarak azalır. Belki de bazı zihinsel yorgunluklar, sınır koymayı öğrenince hafifler.
Ama en önemlisi şu:
İnsan bazen gerçekten sadece dinlenmek ister. Ne açıklamak, ne anlatmak, ne de kendini savunmak…
Sadece sessiz kalmak.
Ve bu sessizlik, zihindeki ütü sesini biraz olsun azaltır.
Bugün “Kafasını ütülemek ne demek” üzerine güzel bir yolculuk yaptık. Semsbt ile daha fazla içerik için takipte kalın!